Alternatif ODTÜ Oryantasyonu

alternatif odtü

bir oryantasyon programı da vardır yeni başlayanlar odtü’lülere. biz de kendimizce veririz bunu. elden ele, dilden dile dolaşan bir metni de vardır. resimli. resimleri buraya koyamıyorum. ama yazısını yazayım. yeni arkadaşlarımız bilsinler nereye geldiklerini. yazı benim değildir, nurettin çalışkan’a aittir; birkaç yerine ufak rotuşlar atılmıştır sadece. kimin yazdığı hiç fark etmez. bu yazı, bir odtü’lünün ağzından çok ama çok kısa bir odtü geçmişi ve özetidir. gerisi içeride, yaşanarak öğrenilir.

 1-). A1 Girişi

eskişehir yolu üzerinden odtü’ye girişte, sağ tarafta devasa bir heykel bulunur. bilim ağacı olarak adlandırılan heykel önceleri kampus içinde ağaçların arasında görünmez bir yerde iken, 90′lı yıllarda şimdiki yerine konulmuştur. sol tarafta ise kocaman kahverengi taşlarla örülmüş bir duvardan set ve bu setin üzerinde ancak dikkatlice bakıldığında görülebilecek siyah boyayla yazılmış bir yazı vardır: karakaya girişi. ancak bilenlerin gözleriyle aradığı bir yazıdır o.

ertuğrul karakaya bir odtü öğrencisiydi. 1977 yılında, 9 aylık boykot döneminde odtü öğrenci temsilcisi yönetim kurulu üyesiydi ve ötk’nın sözcülüğünü üstlenmişti. 13 şubat’ta 1977′de, odtü’nün bütün kesimlerinin karşı çıkmasına rağmen rektör olarak hasan tan’ın istifa istemi ile başlayan boykotta odtü-ötk’nın demeçlerini, bildirilerini hep o okuyor, basın toplantılarına ötk adına o katılıyordu. göz önündeydi sürekli.

ve bir gün, 8 haziran 1977′de, odtü dışından gelen gelen bir grup faşistin silah araması yapmadan ve kimlik sormadan üniversiteye sokulması üzerine, aralarında ertuğrul’un da bulunduğu öğrenci temsilcileri giriş kapısına geliyordu. nedense dışarıdan gelenlere kimlik sormayan güvenlik, odtü öğrencilerine kimlik soruyor ve üst araması yapmak istiyordu. ertuğrul’un bir an hareketlenmesi ve okula doğru ilerlemesi üzerine de jandarma arkasından ihtarsız ateş ediyor, yaralanıp yere düştükten sonrada süngülüyordu.

ertuğrul karakaya o gün orada öldü, öldürüldü. ve odtü öğrencileri o kapıya karakaya girişi adını verdiler, kendi bildikleri yöntemle de bu adı yazdılar kahverengi taşların üstüne. bu yazı halen oradadır.

 2-). Üçlü Amfi

fizik bölümünde, bina girişinin hemen sağ tarafında, ikisi küçük biri sinema salonu olacak kadar büyük üç amfi bulunduran yapıdır üçlü amfi. rektörlüğe yakın oluşu ve önünde geniş bir açık alan bulunmasından dolayı, eylem alanı olarak kullanılır ön tarafı. adını oluşturduğu üç amfiden almıştır ama, aralık 1978′de kalabalık bir törenle necdet bulut amfisi adı verilmiş ve bunu belirten bir plaket asılmıştı girişine.

odtü’de öğretim üyesiydi necdet bulut. 13 şubat 1977′da hasan tan’ın odtü rektörlüğüne getirilmesiyle başlayan bunalımlı dönemde, odtü’nün en yüksek akademik organı olan üniversite konseyi’nde doçentlerin temsilci üyesi olarak görev yaptı. 1978 temmuz’unda, odtü’den izinli olarak, karadeniz teknik üniversitesi elektronik hesap bilimleri enstitüsü başkanlığı’na getirildi ve trabzon’daki beşinci ayında, 26 kasım 1978 gecesi, faşistlerce arabası çapraz ateşe alındı. ağır yaralanmış olan bulut, 8 aralık’ta tedavi edilmekte olduğu ankara hacettepe tıp fakültesi’nde öldü.

necdet bulut ile odtü’nün son vedalaşması 11 aralık 1978 günü üçlü amfi’de yapıldı ve törende onun anısına üçlü amfi’ye necdet bulut amfisi adı verildi. 1980 darbesini izleyen yıllarda, amfinin girişindeki plaket rektör mehmet gönlübol döneminde binanın boyanması bahane edilerek söktürüldü ve uzunca süre yerine konulmadı.

25 yıl sonra, 1 haziran 2005 tarihinde, odtü öğretim elemanları derneği’nin başlattığı ve tüm okulda büyük destek gören kampanya sonucunda, kaldırılan plaket eskiden olduğu gibi üçlü amfi girişine olmasa da, büyük amfinin girişine yeniden konuldu.

u-3 olarak da bilinen büyük amfinin içinde, sıraların en arkasında bir cam oda ve odanın içinde bir film makinesi vardı. pazar sabahları bu amfi’de odtü sinema kulübü film gösterileri yapardı. eisenstein’ın potemkin zırhlısı, sovyet yönetmen mikhail romm’un belgesel filmi sıradan faşizm, charlie chaplin’in büyük diktatör, ve zorba gibi filmler her yerde yasakken, orada izlenirdi. büyükelçilikler aracılığıyla elde edilen filmlerle toplu gösterimler yapılırdı.

o dönemlerde sinema kulübü başkanlığını yapan bir arkadaşımız toplu gösterimlerde arnavutluk filmlerine yer verilmediği için halkın kurtuluşu taraftarlarınca yanlı davranıldığı için eleştirildiklerini, bunun üzerine arnavutluk büyükelçiliği ile temasa geçilip dört film bulunduğunu ve bu filmlerle arnavutluk filmleri gösterimini yaptıklarını söylüyordu ve ekliyordu; “eleştirenlerin hiç biri hiçbir arnavutluk filmlerini seyretmediler”.

necdet bulut amfisi sinema salonumuzdu bizim. üçlü amfi ise maltepe semtinde “devamlı” filmler oynatan ve yurtlarda bazı öğrencilerince hangi seansında “parça” olduğu bildiği, gölbaşı, kerem ve as sinemalarına verilen isim.

gölbaşı, kerem ve as sinemaları yok şimdi, ama necdet bulut amfisi eski adına kavuştu ve halen sinema salonu olarak da kullanılıyor.

 3-). Beyaz Saray

üçlü amfinin önünden rektörlük binasının üst kısmına baktığınızda, silik de olsa bir yazı görürsünüz, beyaz renkteki rektörlük binasını tanımlayan bir yazı: beyaz saray.

ayrıntılarını daha önce 1969 odtü işgali başlığına yazdığım hadise sonrasında, öğrenciler yaptıkları açıklamada “bizler dün toplanan genel forumun aldığı karar üzerine, odtü içinde bir amerikan üssü olan rektörlük binasına el koyduk” diyorlardı.

beş gün süresince odtü yönetimi işgal sonucunda sosyalist öğrencilerin elinde idi. o yazı o günlerden kalan bir anı ve simgedir odtü’de.

 4-). Dokuz Direk

rektörlük ve kafeterya arasında yeşil alanın içinde 9 sarı direk bulunur. odtü’nün o rengarenk doğasının içinde pek de dikkat çekmez 9 direk.

13 şubat 1977 tarihinde başlayan ve 7 kasım’a kadar süren 9 aylık direnişle, odtü’nün faşistlerin eline bırakılması çabası boşa çıkarılıyordu. hasan tan istifa ediyor, mütevelli heyeti üyeleri görevlerini bırakıyorlardı ama tan tarafından üniversiteye işçi kılığında doldurulan bir grup faşist hala okuldaydılar.

2 aralık günü, işçi kılığındaki faşistler, rektörlük binasından öğrencilere küfür etmeye, bağırmaya başladılar. bunun üzerine bir grup öğrenci, rektörlük binası ile kafeterya alanına toplanarak bu sözde işçilere karşı protesto gösterilerine başladılar. olayın duyulması üzerine, çevredeki fakülte binalarından çıkan öğrenciler, faşistleri protesto etmek için rektörlük binasının önünde toplandı. bu sırada faşistler, rektörlüğün kayıt kabul binası bölümünden öğrencilerin üzerine bir ilaç kutusuna konmuş patlayıcı madde attılar. bunun üzerine öğrenciler jandarmadan, arama yapmasını istediler. aşağıda tartışmalar sürerken, faşistler bu kez rektörlük binasının beşinci katından, öğrenci kitlesinin tam ortasına, tahrip gücü yüksek bir bomba attılar ardından kitle üzerine kurşun yağdırmaya başladılar. 52 öğrenci bu katliam girişimi sırasında yaralandı. yaralı öğrencilerden biri, ibrahim baloğlu, tedaviye alındığı hacettepe üniversitesi hastanesi’nde 11 aralık 1977 günü öldü.

2 aralık bir katliam denemesiydi. odtü’de öğrenciler, öğretim üyeleri, çalışanları ve öğrenci ailelerinin direnişleri sonucu üniversitede kalamayacaklarını anlayan faşistlerin ve onların orada bulunmasını sağlayan kesimin, odtü’deki son oyunu bu deneme oldu. 13 şubat 1977 tarihinde başlayan ve 9 ay süren direnişle, odtü’nün faşistleştirilmesi çabası boşa çıkıyordu. saldırı sonrasında yeniden odtü’lüler, faşizmin odtü’yü teslim alamayacağını haykırıyorlardı.

2 aralık 1978 tarihinde, bir yıl önce yaşanan bombalı ve silahlı saldırı olayını kınamak ve 9 aylık direnişi simgeleyecek olan bir anıt dikmek amacı ile bir forum yapıldı ve o gün dikildi 9 direk.

anıt, faşizme karşı odtü’de verilen mücadelenin bir simgesidir. ve halen dimdik ayakta durur orada.

 5-). Dev-Genç Tepesi

kafeteryadan yurtlara doğru giderken yola inmeden bir an için merdivenlerin üstünde durun ve bölümlere doğru bir bakın. arkalarda ve yeterince uzakta bir tepe göreceksiniz.

önceleri ilgimi çekmemişti o tepe, kimsecikler uyarmamış ya da dikkatimi oraya verecek sözlerde söylememişti. sanki herkesin bildiği, başkalarının da keşfetmelerini istediği bir mekandı orası. üzerinde beyaz taşlarla kocaman harfler oluşturulmuş yazı olmasaydı dikkatimi yinede çeker miydi o tepe bilmiyorum: dev-genç.

sonrasında o farkında olan kalabalıkta ben de vardım ve her kafeterya dönüşünde gözümün ucuyla o devasa yazıya bakıyordum.

ve 12 eylül’ün ertesi günü, ilk oraya gönderildi jandarmalar. yalnızca dağıtmadılar o yazıyı, oluşturduğu taşları da yok ettiler yeniden yazılımını engellemek için.

üzerindeki yazı verdi tepeye o ismi: dev-genç tepesi. sonrasında hep baktım o tepeye. bugün o yazı yok belki ama, yazacak tepe hala orada.

 6-). Ferdi Tayfur Parkı

kafeteryadan stadyum üzerinden yurtlara doğru giderken sol tarafta kalan ağaçlıklı bir alan vardır. ortasında bir çeşme ve masaların olduğu bu yeşil alan daha çok hafta sonları piknik alanı olarak kullanılır üniversite elemanlarınca. alanın ortasındaki çeşme yüzünden mi yoksa piknik sırasında ferdi tayfur’un “susadım çeşmeye” parçası çalındığından mıdır bilinmez ama, bu adla anılırdı o alan.

akşam yemeği sonrasında henüz birlikte olan romantik aşıkların mekanı idi ferdi tayfur parkı. pastahane yolu üzerindeki elektrik direklerinden gelen ışık, ağaçların yaprakları arasından yansıyarak hoş bir ambiyans yaratırdı orada, ve yeni aşıklar birbirine kur yapardı. piknik zamanlarında yaşanan arabesk gürültüsü, akşamın geç saatinde romantik şiirlere dönüşüverirdi parkta.

gece yarısına yaklaştığında ise acemi sevgililer düşüverirdi ferdi tayfur parkına. tam ortasında değil, biraz daha kenarda, sota yerlerde, birbirlerini hissetmeye çalışırlardı çiftler. iki sevgilinin yalnızlarken yapabilecekleri en masum şeyi yaparlardı, dokunurlardı birbirlerine ve keşfetmeye çalışırlardı birbirlerini; gülünç, acemi, çocuksu halde.

aramıza hoşgeldin hocam.

itüsözlük @demiurgos’tan alıntıdır.